9 Mart 2015 Pazartesi

Batı Tefekkürü Ve İslam Tasavvufu (I)

Üstad Necip Fazıl Kısakürek…  Batı Tefekkürü Ve İslam Medeniyeti;  kelimeler kifayetsiz kalır bu güzel eseri anlatmaya. Daha önce okuduğum başka bir felsefe kitabında batı tefekkürünün ne müthiş olduğunu vurguluyordu  yazar . Eseri ve yazarını çoğu lise talebesi bilir .
batı tefekkürü ve islam tasavvufu
serdengeçti
Jostein Gaarder’ın kaleme aldığı Sofi’nin Dünyası adlı eser. Yazarımız Norveçli ve muhtemelen Demetr inancını taşıyan bir Thor hayranı. Öyle güzel anlatmış ki batı tefekkür boyutunu, bizim ceplerde kaybedilmiş güneşimizin zavallı imansızları bu tarz eserleri okuduğunda ışığa gem vurup hem fezayı hem de yeryüzünü inletmiş mütefekkirlerimizi daha aşağı görüp ‘skolastik düşünceler’ diyip kestirip atıyor. Sorsan skolastik nedir açıklayamaz bile ama cümle içinde kullanma cür’etinde bürünüyor.
Neyse asıl esere dönelim , bana göre konferans konferans anlatılması gereken kelime kelime akıllara işlenmesi  zaruri bir eser. Müthiş bir kıyas… Önce ruh ile beden arasındaki münasebetten giriyor üstad daha sonra akıl… Ne büyük nimet ! diyor ki : Akıl hakimiyeti yoktur İslamda akıl teslim olur. Ben teslimim der ve ondan sonradır ki hakikate erer. Akıl teslimiyette aranır. SubhanAllah ne büyük söz : AKIL TESLİMİYETTE ARANIR…
Daha sonra Hristiyanlık ve İsevilik arasındaki farklılığa değinip bu hurafe dindeki (Hristiyanlık) abes görüşleri akla oturtarak anlatıyor Üstad. Ve başlıyor batı tefekkürü serüveni… Fransa da ki eğitimi ve Avrupa seyahati vesilesi ile çok iyi bir araştırması olmuş Üstad’ın. Aynı zamanda en abes görüşleri çok iyi tahlil etmiş en ince yerinden vurmuş bilinmeyen dahi.
Ve kitabın devamında müthiş bir tanım felsefe hususunda. Aklın , kendi hükümdarlığını göstermek için kurduğu müessise… Ve  doğruyu bulmanın değil de yanlışı düzeltmenin müessisesi… Felsefe de her mektep öbürünün yanlışını gösterirken doğruyu söyler. Felsefe bulmanın değil namütenahi boyuna aramanın yolu…
Garp tefekkürü ; uçsuz bucaksız bir karanlık dehliz , temeli tamamen Yunan’a dayalı bir denklem sentezi şöyle bir denklem : Yunan aklı+Roma nizamı+Hristiyanlık ahlak ve hassasiyeti=Greko-Latin medeniyeti…
Şaşılacak şey şu ki Avrupalı, Yunan vakıasına ‘mucize nazarıyla bakıyor kökeni mitolojiye dayanan hurafeler manzumesi. Birçok ilaha inanma ve putlaştırma mizacının meydana getirdiği bir tablo, bütün putların başında başbuğ put Zeus , aynı sahte Tanrı nın putperest Roma da ki mukabili Jupiter ismini alıyor. Cebinde çift pasaport taşıyan bir sahtekar gibi Yunan ve Roma da vasıfları birebiriki ilah tasavvuru. Tamamen eşyanın dış kabartısına hayran plastisite beyinler ve muazzam bir tahayyül cümbüşü. Bu tanrılar , 100 katlı apartman gibi bir sarayda otururlar ve ne kadar beşeri zaaf varsa hepsini nefislerinde toplarlar. O bunun karısını kaçırır, şu onun gözünü kör eder. Dünya da böyle bir aile görülmemiştir ; bu sözde tanrılarda ki aile gibi… Gayet aşikar büyük bir panayır…
Ardından İyonya mektebi başlıyor. Tales,Aleximandros,Diyojenis gibi mensuba musahhar.Basit bir mektep . Mitolojik planın avam sınıfı değil bunlar ilk fışkırış , ilk düşünen adam bunlar batıda. J Burada başlıyor ilk tefekkür zuhuru ve eşyayı döet elemente indirgiyorlar sınırları dört   elemente yetiyor. Ateş, su , toprak , hava… Peki ya asli Zat nerede asli müessir nerede? Namütenahi verada perdeyi aralayıp , nihai verayı boş bırakmak bu olsa gerek maddeye kılıf biçip ruhu çıplak bırakıyor.
İyonya dan sonra Ksenofon geliyor. Bu bir şahıs ve ele mektebinin fikir mimarı. Esası panteizm , Allah ı tabiata mutabık yani bizzat kendisi kabul etme mezhebi. İlk panteist işte sözde düşünüyor ve satıh üstü bir başka garp mütefekkiri.
Ondan sonra Pitagor geliyor.Bizim Fisagor dediğimiz… adet , sayı mistiğini getirmiş. Adedin asli unsuru neyse eşyanında asli unsuru o olmak icap eder. Ve evet aşikar ki bütün sayıları inkar edip (1) adedi üzerinde derinleşebilseydi büyük oluşa varabilirdi. Hemen ardından meşhur Hendese : dış kalıpların hesapçısı Yunanllı Hendese ne garip ki Metanpsikoz a inanıyor yani reenkarnasyon ne abes …
Bir ayrı akamet devresi sofistlerin çığırı… Mantığın yalama haline gelmesi, bir takım akli çıkmazlar üzerinde sahte nispetler kurması ,kendi etrafında basit daireler çize çize hakikati güme götürme ve akıl yobazlığı … Aklı akılla yenmenin müessisesi , Sokrates sonlarını getirecek basit bir örnek ile açıklayalım : Bir kaplumbağa  gerisinde bir tazı ikisi hareket ettiği zaman tazı asla kaplumbağayı yakalayamaz ! Neden ? Çünkü Kaplumbağa o zaman içinde biraz daha ilerlemiş olacak…’acaba?’ diyeceği gelir insanın bu saçma paradoksa. Bakın nasıl mantık istismar ediliyor dinamik tarafından alamıyorlar da zamanı, statik tarafından alıyorlar…
batı tefekkürü ve islam tasavvufu
Serdengeçti
Sofistler arasında bir garip ihtiyar, Batıyı sallasanız ayakta kalacak nadir insanlardan Sokrates. Batı tefekküründe ilk vahdani görüşün habercisi… Sofistlerin ilahına inanmadığı için zehirlendiği aşikar , ölüm anında söyledikleri de bir o kadar toplumsal gerçekçi , diyor ki : Bu benim başıma gelen ilk defa benimle başlamış olmuyor. Kim bilir tarihte nice insanlar var ki hep böyle öldüler.Hakikati söyleyenlerin çoğuna bu zehri içireceksiniz.İlk defa garp tefekküründe Nasıl ı soran adam ve ilk defa metod fikrini getiren adam. Ardından talebesi eflatun herşeyi hocasından yani Sokrates den , ideler aleminin fikir mimarı batıya Niçin sorusunu sordurtmayı başaran akıl.Onunda talebesi Aristo , bu konular hızlıca geçiliyor kitapta , belki dört beş konferanslık kişi ve konular özetleniyor sadece ama batının tefekkür boyutunda bir sıçrama oluyorsa bu üç adama bağlanabilir zaten ardından gelecek tüm sözde fikir adamları bu üç adama temel atıp kırma dökme fikirlerini İnşaa etmeye çalışacak ama bildiğiniz üzere çoğu yıkık dökük binalar kuracak.
Evet size kitaptan doğaçlama yaparak birkaç hususu dile getirmeye çalıştım . Ve bu hususların ehemmiyetini defaatle vurgulayarak part-part niyetim İnşaaAllah.Bu üç adamdan sonraki tefekkür cihetini bir sonraki yazıma saklıyor herkese keyifli okumalar diliyorum
Teşekkürederim…



Batı Tefekkürü Ve İslam Tasavvufu (I) Rating: 4.5 Diposkan Oleh: Unknown

2 yorum

Efendim öncelikle yeni yazınızı tebrik ediyorum. Eseri okumadığım halde aklımda tasavvur etmeme vesile olduğunuz için de şükranlarımı sunuyorum. İnşaAllah üstadı bizzat kendim okuyarak daha istifadeli olmasını temenni ederim. Ayrıca bu konu hakkında merakımı uyandırdığınız için tekrardan şükranlarımı sunarım. Allah yolunuzu açık etsin. Vesselam.. (bir ortak)

Yorumlarda Smile Kullanmayı Sever misin?
Reklam Tarzında Yorumlar Yayınlanmayacaktır.