Sabır ister, emek ister çocuk. Biraz emek verdiniz mi; artık hayatı bize onlar öğretmeye başlar. En temiz, karşılıksız sevgiyi ve sevilmeyi, insan olmayı başarabilmeyi, zorluklarla mücadele etmeyi öğretir bize. Hep zannederiz ki; biz onlara bir şeyler öğretiyoruz. Hayır. Aslında onlardan öğreniyoruz güçlü olmayı, ayakta durmayı, cesur olmayı, araştırmacı olmayı, keşfetmeyi; oyun oynamayı bile onlardan öğreniyoruz. Şirin şirin dilleriyle, yumuk yumuk elleriyle neler neler başarır onlar. O zaman bir bakalım onların dünyasına. Biz yetişkinler anlaya bilecek miyiz!
Çocukların dünyasında coşku var, neşe var, gülüp eğlenmek var. Oyun var, hoplamak zıplamak var. Bizim görmediklerimizi görebilme yetenekleri var. 'Dur yapamazsın.' dediklerimizi bir güzel yapıp -hatta belki bizden de iyi- bizi şaşırtmaları var. Keşfetmek var, üretmek var, geniş bir hayal dünyaları var. Sopaya binip uçmayı denerler mesela. Oyuncak uçağı uçurdular mı, pilot olmuşlar demektir. Doktor olur, iyileşmemiz için reçete yazarlar. Eee! En iyi reçetedir onların elleri. Oyuncak bebeklere öyle iyi bakarlar ki; bizim anneliğimiz hiç kalır. Evde buldukları küçük bir hortum parçası yeter İtfaiyeci Sam olmalarına. Eze büze topak hale getirdiği bir yastığı, dinozor yumurtası olarak beslemek zorunda kalırsanız şaşırmayın. Evdeki oyuncak bisikletlerin birine çocuğunuz, ötekine de siz binmelisiniz. Sığıp sığmadığınız mühim değil. Çocuk kafasına koyduysa eğer, sığdırır sizi merak etmeyin. Misafir koltuklarınıza dizdiğiniz bebeklere tek tek 'Hoş Geldiniz.' demeniz gerekir. Sohbet de etmelisiniz onları iyi ağırlamak için. Minik minik, içi boş tabaklardan sonsuz derecede yemekler yersiniz mesela. Plastik kahve fincanınızdaki kahve hiç bitmez. Biterse hemen yanınızda o boş fincanı, olmayan kahve ile doldurmak için, bir küçük el hazır bekliyor. Boş boş kaşıkları ağzınıza götürürken çok da sormayın kendinize 'ben ne yapıyorum?' diye. Siz çocukların dünyasına girdiniz bile.
Evi dağıtırlar. Bırakın, dağılsın. O kadar oyunun, koşturmacanın içinde her şeyin yerli yerinde durması mümkün değil zaten. Her şey hep aynı olursa, bir müddet sonra sıkıcı olur. İşte çocuklar hayatımıza her gün yenilik katıyorlar. Dağılan evimiz, aslında bizim yaşam alanımız. Yani alınan nefesin, bir yuvanın sıcaklığını taşıdığının ispatı. Zaman, zembereği boşalmışçasına akıp giderken, içindeki en güzel anları yakalayıp, sıkı sıkı tutun. Çünkü ileride hatırlamak isteyeceğiniz en güzel şeyler, bu yakalayıp, sıkı sıkı tuttuğunuz tatlı anılar olacak.
Kendinizi bırakın çocukların dünyasına. Rengarenktir o dünya. İçinde şenlenir, neşelenirsiniz. Yenilendiğinizi fark edersiniz. Hafifler yüreğiniz, hayatın yorgunluğundan arınırsınız. Sakın ha sıkıntınızı, stresinizi getirmeyin onların yanına. Buna hakkınız yok. Elbetteki insanoğlu içinde neler neler taşır. Ama insanın ileriki yaşlarda dönüp baktığı zaman gördüğü en temiz, en parlak sayfalar, çocukluk dönemine aittir. Onlara dönüp baktıklarında görmeleri için mutlu oldukları sayfalar bırakmak gerek. O sayfalara rengarenk, mutlu yazılar yazılmalı ve çocuklar zamanla dönüp baktıklarında o sayfaları okumalılar.
İşte bu çocukların dünyası. Yoğun, hareketli, hızlı, çeşitliliklerle dolu, huzur verici, temiz ve arınmış, yaratıcı, üretici, öğretici. Her şeyiyle dopdolu. Sıcacık.
Her zaman çocukların dünyasını hissetmeniz; ve yetişkinliğinizi bile bu hislerle dolu olarak yaşamanız dileğiyle.
Hoşçakalın.


3 yorum
Çok güzel makale olmuş, emeğinize sağlık...
Teşekkür ederim. :F
Teşekkür ederim. :F
Yorumlarda Smile Kullanmayı Sever misin?
Reklam Tarzında Yorumlar Yayınlanmayacaktır.